EKONOMİ 22 Eylül 2026 Manisa

Türkiye bunu tartışıyor: Okullarda neden şiddet artıyor? Gençleri bu noktaya ne getiriyor? Alarm zilleri nerede çalıyor?

Manisa'da yaşanan okul saldırısı çok fazla soruyu da gündeme getirdi. Neden çocuk ve ergenler arasında şiddet yükseliyor? Neler şiddeti körüklüyor? Alınacak önlemler okullardaki şiddeti engeller mi?

30 okunma 0 yorum
Türkiye bunu tartışıyor: Okullarda neden şiddet artıyor? Gençleri bu noktaya ne getiriyor? Alarm zilleri nerede çalıyor?

Çocuklarımızı ve gençlerimizi bu noktaya ne getirdi?

Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Songül Derin, Türkiye'de son dönemde yaşanan ve herkesi derinden sarsan şiddet olaylarının sadece birkaç münferit disiplin ya da polis vakası olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, "Bu durum; gençlerin ruhsal dünyası, aile yapısı, arkadaş çevresi ve internetin etkilerinin bir araya geldiği, toplum olarak üzerinde ciddiyetle durmamız gereken önemli bir sorun" dedi.

Neden okullarda şiddet artıyor?

Peki okullardaki şiddet neden artıyor? Bu soruya ise Doç. Dr. Derin şu şekilde yanıt verdi:

"Eskiden okullar, toplumumuzda saygının ve güvenin simgesi sayıldığı için bu tarz ağır şiddet olaylarından uzak kalırdı. Ancak değişen yaşam koşulları ve internet çağıyla birlikte, ülkemizdeki gençler de artık dünya genelindeki akranlarıyla benzer risklerle karşı karşıya. Okullardaki şiddetin artmasında öne çıkan üç ana neden var;

Şiddete Alışma ve Duyarsızlaşma: Sosyal medyada, dizilerde ve internette sürekli şiddet içeriklerine maruz kalmak, çocuklarda empati duygusunu köreltmekte ve şiddeti "normal" bir süreç gibi algılatmaktadır. Kötü Örnek Alma (Özenme): Gençler, internette veya medyada öne çıkan şiddet olaylarını bir sorun çözme yöntemi veya "güçlü görünme / dikkat çekme" yolu olarak benimseyebilmektedir.Yalnızlaşma ve Desteksiz Kalma: Aile içi iletişimin zayıflaması ve hızlı şehir hayatı, gençlerin zor anlarında dertlerini anlatacak, sığınacak birini bulmasını güçleştirmektedir.

Çocuklarda ve gençlerde neden şiddete eğilim artıyor? Bunu neler tetikliyor?

Doç. Dr. Derin, ergenlik döneminde beynin 'mantıklı düşünme ve duyguları kontrol etme' kısmının henüz tam olarak gelişmediğini ama buna karşın 'duyguların ve öfkenin' çok hızlı yükseldiğini dile getirirken, nelerin çocuklardaki şiddeti körükleyebileceğini de madde madde anlattı:

Aile İçi Yaşantılar ve Sert Tutumlar: Aile içinde bir figürün çocuğa yönelik aşırı sert, baskıcı tutumları, fiziksel veya duygusal şiddete maruz kalması bu davranışların önemli nedenlerinden biri olabilir. Ev ortamında şiddete tanık olan veya doğrudan maruz kalan bir ergen, şiddeti bir sorun çözme ya da güç gösterme biçimi olarak öğrenebilir. Bu nedenle aile içi mevcut durumların gözden geçirilmesi ve değerlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Tanılanmamış Ruhsal Sorunlar ve Klinik Tablolar: Tedavi edilmeyen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Davranım Bozukluğu, Karşıt Olma-Karşı Gelme Bozukluğu, aşırı öfke problemleri veya depresyon, gençlerin anlık patlamalar yaşamasına zemin hazırlayabilir.

Öfke Kontrolü Sağlayamama: Çaresizlik, değersizlik ve yoğun öfke hisseden genç, bunu sağlıklı yollarla ifade edemediğinde doğrudan şiddete yönelebilir.

İnternetteki Tehlikeli Gruplar: Sosyal dünyadan kopup internetteki nefret söylemi yayan kapalı gruplara dahil olan gençlerde şiddet fikri günden güne pekişebilmektedir.

Akran Zorbalığı : Okul saldırılarının ve ağır şiddet eylemlerinin arkasında yatan en önemli faktörlerden biri, çocuğun okulda sürekli akran zorbalığına (alay edilme, dışlanma, baskı, fiziksel şiddet veya siber zorbalık) maruz kalmasıdır. Uzun süre zorbalığa uğrayan bir gençte zamanla derin bir çaresizlik, öfke ve intikam duygusu birikebilir. Kendini koruyamayan veya derdini kimseye dinletemeyen çocuk, kaybettiği özgüvenini ve kontrol hissini yeniden kazanmak için şiddeti nihai bir "hesap sorma" yöntemi olarak görebilir. Bu yüzden akran zorbalığı basit bir "çocuk kavgası" olarak değerlendirilmemeli, bu tür ağır eylemleri tetikleyen ana faktörlerden biri olarak ele alınmalıdır.

Dijital Yalnızlık ve Gerçeklikten Kopma: Çocuğun içe kapanması ve kontrolsüz internet kullanımı tek başına bir çocuğu saldırgan yapmaz; ancak zaten öfkeli ve yalnız olan bir genç için süreci hızlandıran en büyük etkenlerden biridir.

Sanal Dünyada "Kendi Gerçekliğini" Kurma: Günün büyük kısmını ekranda geçiren genç, gerçek dünyadan kopabilmektedir. Kendini sanal dünyada bir "intikam alan figür" veya bir "cezalandırıcı" gibi görmeye başlayabilir. Yaşadığı şiddet eylemini dahi sanal bir oyunun, bir görevin parçası gibi algılayabilir.

Şiddet İçerikli Üretimler ve Duyarsızlaşma: Şiddet temalı görsellere, oyunlara veya içeriklere sürekli maruz kalmak beynin duygusal tepkiselliğini düşürebilir. Çocuk ya da genç, içsel öfkesini ve fantezilerini şiddet içerikli çizimler, resimler veya yazılar vasıtasıyla dışa vurmaya başlayabilir.

Aileler ve öğretmenler hangi durumlarda 'alarma' geçmeli?

Bu tür üzücü olayların neredeyse hiçbir zaman aniden ve hiçbir belirti vermeden yaşanmayacağının altını çizen Doç. Dr. Derin, gözden kaçırılmaması gereken 'risk işaretlerini' de şöyle anlattı:

Çocuklar ve gençler şiddetten nasıl uzaklaştırılacak? Hangi önlemler alınmalı?

Gençlerin ve çocukların giderek artan şiddetten nasıl uzak tutulacağı konusunda da Doç. Dr. Derin alınması gereken önlemleri anlattı:

Çocuğun ev ortamında maruz kaldığı baskı, sert tutum veya şiddet ihtimali göz önünde bulundurulmalı; aile içi iletişim ve ebeveyn yaklaşımları destekleyici bir çizgiye çekilmeli. Evde bulunan ruhsatlı/ruhsatsız silah veya kesici aletlerin çocukların kesinlikle ulaşamayacağı şekilde emniyete alınması hayati önem taşır. Güvenli ve kapsayıcı okul ortamı büyük önem taşıyor. Şüphelenilen durumlarda ise vakit kaybetmeden okul rehberlik servisinden ve çocuk/ergen psikiyatristlerinden profesyonel yardım alınmalıHaberler aktarılırken kullanılan dil son derece kritik bir rol oynuyor. Saldırganın kimlik bilgilerini, fotoğraflarını, yazdığı notları veya olayın detaylı yöntemlerini yayınlamak; benzer süreçlerden geçen diğer gençlerde "ün kazanma" veya "model alma" dürtüsünü tetikleyebilir. Saldırganı 'kahramanlaştırmamak', eylemi romantize eden ifadelerden kaçırmak gerekiyor. Bu tablo okullarda yalnızca güvenlik tedbirlerinin artırılmasının yeterli olmadığını göstermekte. Asıl koruyucu ve önleyici önlem eğitim kurumlarında psikososyal destek mekanizmalarının sistemli hale getirilmesi. Okullarda belirli aralıklarla düzenli psikolojik taramalar ve bireysel görüşmeler yapılarak risk altındaki çocukların önceden tespit edilmesi büyük önem taşımakta. Erken dönemde oluşturulacak koruyucu ve müdahale edici programlar sayesinde, hem çocukların ihtiyaç duyduğu psikiyatrik ve psikolojik desteğe zamanında ulaşması sağlanabilir hem de bu tür ağır şiddet olayları henüz büyümeksizin engellenebilir. "

Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapın!